Yapma Be Joe! - Love Shuffle Dizi Yorumu,İncelemesi

Merhabalar,
Şu sıralar sürekli bi şeyler izliyorum. Bugün de çook az bi süre önce bir japon dizisi bitirdim:

Love Shuffle 


Romantik dizilere pek ısınamayan benim için bile gayet eğlenceli bir diziydi. Çok sevdim...
Başrollerinden birinde sevdiğim oyunculardan biri olan Shota Matsuda(Liar Game'in Akiyaması) olduğu için zaten izlemek istiyordum. Sonunda izleyip aradan çıkardım. Lafı uzatmadan dizinin konusuna geçeyim

  
Dizimiz bir fırtına esnasında asansörde kalan 4 kişinin sohbeti ile şekillenmeye başlıyor. Biri psikiyatris(Kikuta),biri şirket çalışanı(Usame),biri fotoğrafçı(Ojiro),biri ise tercüman olan (Airu) 4lümüz aşk hayatlarından yakınmaktadır. Psikiyatrist olan eleman ise bir deney yapmayı önerir: Bir süre boyunca 4ümüz eşlerimizi değiştirerek birer hafta birbirimizin eşleriyle vakit geçirelim. O zaman gerçekten aşık olup olmadığımızı,insanın gerçek sevdiğine sadık kalıp kalamayacağı gibi konularla ilgili fikir ediniriz şeklinde bir fikir ortaya atar. Fikir ekip ve sevgilileri tarafından kabul görür. Rastgele eşleşmeler yaparlar ve birbirleriyle vakit geçirmeye başlarlar.
 
Shota matsuda
Bir adet Shota Matsuda :)


Konu kısaca böyle. Ancak ilerledikçe romantik komedi olan olaylar dram gizem hatta gerilime kadar(birazcık abarttım ama öyle de denebilir) varıp izleyiciyi şaşırtıyor. Dizinin hem kendisi hem sonu tatmin ediciydi. Sadece hadi gerçek aşkı arayalım temalı değil aynı zamanda ilişkilerdeki roller,sadakat,iletişim gibi konulara da değinen bir diziydi. Dizide öyle dolu dolu bi soundtrack yoktu ama çalan şarkılar aşırı iyiydi(nostaljik hissettim şarkıları dinlerken). Onun dışında "yapma be joee,yeeey panda" gibi dillere pelesenk replikleri vardı. Kesinlikle izlenmeli diyebileceğim dizilerden. Sevmeseniz bile vakit kaybı olarak görmeyeceğinize eminim...
Bu kadarcık yazabildim :)
Görüşmek üzere

--------------------------yeeey panda--------------------------

YAZ BOYU EDEBİYAT ETKİNLİĞİ

Merhaba,,,,
Blogum pek bilinmese de bir etkinlik yapmak istiyorum. Okuma etkinliklerini hep çok sevmişimdir. Bunu bir de blog yazarları/okuyucuları ile birlikte yapmayı da çok isterim. Ve biliyorum okuyucusu benden daha fazla olup benim blogumu takip eden birkaç blog var. Onlardan ricam eğer siz de bu etkinliği bir şekilde duyurup daha fazla katılımcı olmasını sağlarsanız çok memnun olurum. Gerçi benden başka bir kişi daha katılsa bile çok mutlu olurum. Sizleri sıkmadan hemen bahsedeyim...

Katılım;
Herhangi bir katılıma gerek yok ancak okudukça siz de okuduklarınızı bu etkinlik adı altında paylaşırsanız mutlu olurum. Ayrıca katılmak isteyenler yoruma yazarsa yazının altına blog isimleriyle beraber ekleyeceğim böylece herkes o blogları ziyaret edip onların okuduklarına da göz atabilir.


12 hafta var önümüzde. Çok gibi gözükse de aslında yapılabilir. Tabi sadece okumuş olmak için de okumamak lazım :) Bazılarına az bile gelebilir.

#1 Filme Uyarlanmış Bir Kitap

#2 Tarihi Bir Olayı Konu Alan Bir Kitap

#3 Bilimkurgu Türünde Bir Kitap

#4 Fantastik Türünde Bir Kitap

#5 İsteğe Göre Bir Kitap Serisi

#6 "Sağlık" veya "Psikoloji" Temalı Bir Kitap

#7 Popüler Bilim ve Teknoloji(Yapay zeka,Evrim,Uzay vb.) Temalı Bir Kitap

#8 Yerli Klasiklerden Bir Kitap

#9 Yabancı Klasiklerden Bir Kitap

#10 Kişisel Gelişim Temalı Bir Kitap

#11 Şiir/Deneme Temalı Bir Kitap

#12 Gençlik/Genç Yetişkin Temalı Bir Kitap

#13 Biyografi/Otobiyografi Temalı Bir Kitap

Bazı başlıklar çok gereksiz gelebilir. Ancak her türün seveni olduğunu düşünüyorum. Bazılarına sıkıcı gelen bir başkasına çok eğlenceli gelebilir.

Evet eğer sizin de şu başlığı da koysaymışsın keşke dediğiniz bir tema veya konu varsa yorumlarda belirtebilirsiniz hemen eklerim.

Bakalım ne kadar okuyabileceğiz...

Edebiyat dolu günler dilerim....



KÜLT FİLMLER İZLİYORUZ #1 - 2001: A SPACE ODYSSEY (STANLEY KUBRICK)

Herkese merhabalar,
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir :) Geçtiğimiz günlerde izlediğim ve üzerine ciddi ciddi düşündüğüm bir filmle ilgili yazmak istedim.
Stanley Kubrick'in belki de en önemli eserlerinden olan bir film:

2001:A Space Odyssey (2001: Bir Uzay Destanı) 

2001: a space odyssey
Filmin yabancı ülkelerdeki afişlerinden biri


Film 1968 yapımı. Arthur C. Clarke'ın bir öyküsünden esinlenilen filmin senaryosunda Arthur C. Clarke ve Stanley Kubrick'in imzası bulunuyor. Filmin yapımcılığı ve yönetmenliği ise yine Kubrick tarafından yapılıyor. İlk başlarda film çok eleştiri alsa hatta anlaşılmasa bile günümüzde hem övgülerin hem de farklı bakış açılarının hedefi durumda. Aynı zamanda bazı özellikleri sayesinde diğer filmlerden sıyrılmayı başarıp farklı bir yapım olarak her zaman anılacak filmler listesinde bulunmakta. 4 farklı Oscar adaylığı bulunan film "en iyi görsel efekt" dalında ödül kazanmış bulunmakta. 1991 senesinde ise ABD Ulusal Film Arşivi'ne eklendi. Aynı zamanda film uzaydaki yaşamla ilgili çok gerçekçi olmasıyla ve günümüzde gerçekleştiğine şahit olduğumuz bazı teknolojik öngörülerle de bizleri şaşırtmaktadır.


Stanley Kubrick
Filmdeki bazı sahnelerden alınan görüntüler 



Filmi önce bir bölüm bölüm açıklayıp daha sonra fikrimi belirterek incelemek istedim.
Filmi 4 temel bölüm üzerinden incelemeye karar verdim. Eğer filmi izlemediyseniz ve izlemek istiyorsanız lütfen devamı okumayın spoiler içerir.

The Dawn of Man(İnsanlığın Şafağı)


Filmin bu kısmında kendimizi Afrika çöllerinde bu başlığı okurken buluyoruz. Daha sonra bir maymun kabilesinin yaşamına şahitlik etmeye başlıyoruz. Maymunlar uzaylılar tarafından yerleştirilen dikilitaşı görünce şaşırıp korkuyorlar. İçlerinden bir tanesi kemik yığınından aldığı kemiği denemeleri sonucu silah olarak kullanabildiğini fark eder. Kabilesine liderlik etmeye başlar,düşman bir maymunu öldürür,duruşunu düzeltir. İnsanlığın evriminin simgesel anlatımıyla başlayan bu kısım maymun adamın havaya attığı kemik parçasının gökyüzünde bir uzay aracına dönüşmesiyle sona erer ve bir diğer kısma geçeriz.

The Monolith on the Moon (Ay'daki Monolit)


İnsanoğlu küçük bir kemik ile başlayan gelişimini büyütmüştür. Yaşadığı gezegenin sınırına çıkmış,devasa makineler üretmiş,farklı diyarlara yolculuk yapmaya başlamıştır.
Bu kısımda ise Dr. Floyd'un bir uzay istasyonuna gelmesiyle başlar. Uzaydaki insan yaşamı ile ilgili yavaş yavaş bilgi sahibi olmaya başlarız. Burada Sovyet bilim insanları ve Floyd'un Clavius kraterindeki sorun ile ilgili konuşmalarına şahit oluruz. Dr. Floyd Clavius üssüne gider ve ordaki üst düzey yöneticilerle toplantı yapıp Clavius'un gizlilik durumunun sürdürülmesi gerektiğinden bahseder. Daha sonra ise bir kazıya gezi yapılır. Floyd ile bir görevli arasındaki konuşmada 4 milyon yıl önce Ay'a kasten gömülmüş bir cisimden bahsedilir. Kazıdan çıkarılan cisim maymun kabilesinin bulduğu taş ile özdeştir. Hatta taştan gelen yüksek ses bilim insanlarının taş ile fotoğraf çektirmesine engel olur.

The Jupiter Mission : 18 Months Later(Jüpiter Yolculuğu: 18 Ay Sonra)


Filmin bu kısmında ise Ay'a gitmiş insanoğlu daha da ilerlemiş Jüpiter'i keşfetmeye karar vermiştir. Uzay gemisinde uçuş pilotları olarak Dave Bowman ve Frank Poole bulunmaktadır. 3 bilim insanı ise "kış uykusunda"dır. Bir de mürettabatın 6.üyesi olarak hatasız ve ileri derecede donatılmış yapay zeka HAL 9000 bulunmaktadır. O da tıpkı insanlar gibi muamele görmektedir. Ancak yolculuk esnasında HAL gemide bir arıza olduğunu bildirir. Fakat incelemede arıza bulunmaz. HAL'in yanıldığı düşünülmektedir. Dave ve Frank gizlice HAL'in bazı yapay zeka işlevlerini kapatmaya karar verir. HAL duyamasa da onların dudak kıpırtılarını okuyarak kendisine zarar vereceklerini ve görevde sorun çıkacağını düşünür. Aynı zamanda HAL'in öngördüğü arıza da oluşmamıştır. HAL, Frank gemiden çıktığı esnada oksijen hortumunu koparıp vücudunu uzay boşluğuna savurur. Dave, Frank'i kurtarmak için kaskını unutarak uzay boşluğuna çıkar.
Kış uykusundaki bilim insanlarının ise hayatlarına HAL tarafından son verilir. Dave geri döndüğünde HAL onun gemiye girmesine onay vermez. Dave ise acil durum kısmından gemiye girer. Bir şekilde HAL'in fonksiyonlarını kapatır. Hemen ardından odadaki ekranda Dr.Floyd tarafından Ay'daki dikilitaş ile ilgili kaydedilmiş bir video gösterilir.

The Jupiter and Beyond the Infinite
(Jüpiter ve Sonsuzluğun Ötesi)


Filmin bu kısmında Dave, yörüngede bahsedilen dikilitaşı incelemeye gider ve taşa yaklaşınca garip bir maddeye kapılır. Filmin bu kısmında ise artık görsel efektler başlamıştır ve bir nevi sonsuzluk resmedilir,canlandırılır. En sonunda kendini 3 farklı şekilde bir odada görür. Odadaki en yaşlı adam yine odada bulunan dikilitaşa dokununca "Yıldız Çocuğu" diye adlandırılan bir bebeğe dönüşür. Dünya'yı seyreder.


Evet her bölüme kısaca değinirsek film böyleydi. İlk başta izlediğimde anlayıp anlamadığımdan emin değildim. Sonra filmle ilgili diğer incelemeleri okuyunca ise tam bir aydınlanma yaşadım,filmi daha rahat kavradım. Haliyle etkilendim ve bu yorumu yazmak istedim. Bence kesinlikle günümüzün ötesinde bir film. Anlatmak istedikleriyle,yaptıklarıyla ve etkisiyle. Mutlaka izlenmeli dediklerimden.

Siz filmi izlediniz mi? İzlediyseniz nasıl buldunuz? Yorumlara bekliyorum :)
Bir başka kült filmde görüşmek üzere
Sanatla kalınız efenim...

Korkunç Bir Distopya! Damızlık Kızın Öyküsü - Kitap Yorumu,İncelemesi

Merhabalar,

Geçen bir yazımda bahsetmiştim. Yeni kitaba başladım,Damızlık Kızın Öyküsü'ne diye. Geçtiğimiz günlerde bitirdim. Şimdi de sizlere yorumumu sunmak istedim. 

Kitabı Afa Yayınları'ndan Sevinç-Özcan Kabakçıoğlu çevirisiyle okudum. Kitap 325 sayfa.Çeviri desem mi demesem mi emin değilim. Çünkü bazı kısımlarda en basit kalıplar bile yanlış çevrilmiş.Ancak buna rağmen yine de güzel bir kitaptı. Müsait olduğum ilk anda orijinal kitaba da göz atacağım.


Kitap kadınların erkeklerin boyunduruğu altında yaşadığı distopik bir gelecekte geçiyor. Kadınlar fahişeler,evlat edinilen kızlar,damızlık kızlar,teyzeler,eşler ve Marthalar olarak gruplandırılıyor. Teokratik,ırkçı,şovenist bir dünyada geçen bu öyküyü damızlık bir kız olan Offred'in anlatımıyla öğreniyoruz.
Damızlık kızların görevi gittikleri evlerdeki erkeklerden hamile kalıp o evdeki çift için çocuk doğurmak,teyzelerin görevi ise damızlık kızları eğitmek,Marthalar ise çalıştıkları evlerin bakımından ve düzeninden sorumludur. Kadınlar çalışmıyordur,özel mülkiyetleri yoktur. Dünya'nın nasıl bu hale geldiği ise hikayenin başkahramanı tarafından bölüm bölüm anlatılmaktadır.

Konuyu anlattıktan sonra kendi yorumuma gelecek olursak...
Kitap gerçekten güzeldi. Duygular mükemmel yansıtılmıştı. Yani o kızın hissettiklerini gerçek anlamda hissedebiliyordum. Kullanılan anlatım teknikleri de çok güzeldi. Sıkıcı bir kitap kesinlikle değildi. Olay kurgusu da iyiydi. Kızımız gittiği evde komutandan hamile kalmaya çalışırken komutanla evdekilerden gizli gizli yasak olmasına rağmen görüşmeye başlar. Daha sonra evdeki eşle anlaşıp gizli olarak evin muhafızından hamile kalmaya çalışır,daha sonra muhafızla kişisel bir ilişki kurar. Dizideki karakterlere çok değinilmese de çoğu karakter güzel anlatılmıştı. Baş karakterimiz Offred ise bana biraz korkak bir kızmış gibi geldi. Yani Nick veya Komutan ile yaşadıkları konusunda değil de kızını,Luke'u ve annesini merak etmesine rağmen hiç peşlerine düşmemesi beni gerçekten şaşırttı. Ben nolursa olsun isterse kendi canım pahasına bile olsa ailemin peşinde düşerdim. Ama maalesef kitabın sonundan dolayı Offred ; ailesini bulabildi mi,başına neler geldi bu tür soruların cevabı okuyucunun izlenimine bırakılmış. Bir diğer aklıma takılan detay ise Gleninki'nin örgütünden Offred'in hikayesi boyunca doğru dürüst bahsedilmemesiydi. Bunlar dışında gayet okunması zevkli bir kitaptı(distopya hariç) Aklımda kalan bazı noktalar var bunları da araştırdıkça öğrenmeyi ümit ediyorum. Kitap zaten kült bir eser. Film ve dizi uyarlaması yapılmış.

Ancak kitapta gizli olarak anlatılmak istenen çok güzel bir fikir var. O da kadınların sessiz kalmaması gerektiği. Düşünün işler öyle bir noktaya geliyor ki kadınların bütün hakları ellerinden alınıyor ve korkunç bir düzende yaşamaya zorlanıyor. Her ne kadar zor gibi gözükse de imkansız değil. O yüzden sadece kadınlar olarak değil tüm insanlık olarak hiçbir bireyin haklarının elinden alınmadığı/alınamayacağı bir dünya için var gücümüzle çalışıp bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışalım.

Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. Sanat dolu günler dilerim...